bright phoenix

"punky portrait of Liverpool"
"Serdar Bilis's production provides a cascade of images, beautifully designed"
"a swaggering toast to the future of urban degeneration"
The Guardian  



"at times crazily beautiful"
"majestic"
"demented"
"trippy, dreamy, poetic"
"there is magic in the air"
Liverpool ECHO

“Directed by Serdar Bilis, it’s both ragged and beautiful, melancholy and ecstatic, sordid and exultant”
“its audacity, swagger and reckless unpredictability keep you hooked on its intoxicating, fantastical night-flight”
“Martin Heslop’s achingly lovely live music”
The Times

“How do you fill a gigantic space like the new Liverpool Everyman? With dreams, hopes and boundless imagination”
“An hallucinogenic trip”
The Public Reviews

“The weird and wonderful cast”
“sit back and enjoy yourself as this is a fantastical, roller coaster ride”
What’s On Stage

“a piece of work brimming with vitality, a theatrical firework that snaps, crackles and pops”
“Bright Phoenix roles along on adrenaline alone”
“intoxicatingly, seductive musical score"
“The humour is earthy, performances earnest and production hugely creative. It all adds up to a rather exotic blend of saturnalia”
British Theatre Guide

“This play is an eclectic cornucopia of poetry, dance, music, song and drama”
“Bright Phoenix has to rank as one of the Everyman’s more daring projects”
“Magically Mesmerising”
Click Liverpool

"A class act"
"excellent humour"
"The cast were on absolute top form"
9 / 10Liverpool Sound and Vision

Savaş

Seçkin Selvi – Milliyet Sanat

Bu oyun için reji şöyle, dekor böyle, ışık nasıl, oyunculuklar ne düzeyde diye bir eleştiri yazılmaz. Oyuna gidilir, içe saplanan acı duyulur, suratın ortasına peşpeşe yumruklar yenir, gülünür, ağlanır. Ve bir tek şey öğrenilir: Savaşta ölmekten bin beter olan şey, savaşta ölmemektir.

It is superfluous to comment on the direction, the acting, the set, the lighting etc. All one can do is to go to this play, to feel the pain, to suffer the relentless punches that fall on your face, to laugh, to cry and to learn one thing: If there is one thing worse dying in the war it is to survive the war.

Zeynep Aksoy – Cumhuriyet

Metin olan bitenleri keskin bir kılıç gibi indiriyor tepemize. Oyunun önemli bir başka özelliği Pürtelaş ekibinin bu kadar zorlu bir işi kotarırken ulaştıkları ahenk. Zor olan sadece oyun ve oyundaki olaylar değil, ucuza kaçmadan can acıtmanın ustalığına erişmek başka bir zorluk.

The play falls right on our heads like a sharp sword. Purtelas has achieved a great accord between every element of theatre making whilst tackling this tough text. They never fall into traps of cheap melodrama and agitation.

Dikmen Gürün – Cumhuriyet

Lars Norén’in odaklandığı hesaplaşmalar yalın bir çizgide ilerliyor. Bir savaş sonrası geride kalanların hayata tutunmak için verdikleri mücadele o insanlara acıma duygusundan çok “yaşayıp gidiyoruz işte” cümlesinin altında yatan korkunç gerçeklerle yüzleştiriyor seyirciyi. Ahlak değerlerinin varlığı, yokluğu, aldatmanın, tecavüzün, açlığın, öldürmenin nasıl sıradanlaştığı ama yine de umudun garip bir biçimde yitirilmediği bir döngü...

Lars Norén’s play walks on a simple line. The play confronts us with the ordinariness of these atrocities rather than asking us to have pity, and this is truly a terrible feeling. Amongst all the bleakness in an environment where all the moral values had disappeared, rape, murder and betrayal has become commonplace, the play shows that people never lose their hope and the strangeness of it all.

Aydın Engin – T24

Günümüzde savaşı konu alıp kahramanları ve kahramanlıkları anlatmaya kalkışmak ancak alay konusu olabilir. Ama savaşın kirli yüzünü “Ah zavallı insancıklar, neler çekti savaş yüzünden” yalınkatlığına kapılmadan anlatmak, sahnede ete kemiğe büründürmek hüner gerektiriyor. Lars Norén’de bu hüner ustalık düzeyine çıkmış. Oyunun yönetmeni Serdar Biliş ve beş oyuncusu yazarın ustalığını sahneye üstelik alkışlanası katkılarla taşıyınca ortaya sahici bir tiyatro zaferi çıkmış. Sadece bir sanatsal zaferden söz etmiyorum; Savaş oyunu savaşa karşı da kazanılmış bir zafer.

In today’s world it can only be a laughable attempt to tell the story of a war from the perspective of its heroes in a positive way. However it can also be very tricky to tell the story of its victims without reducing it to the sentiment of ̈Oh poor people, how they suffered ̈. It requires a great deal of skill to rise above this. Lars Noren and the director Serdar Bilis, together with a top-notch cast achieve a theatrical triumph. And this not only an artistic triumph, it is also a triumph over War. 

Üstün Akmen – Evrensel

Savaş, yaşamına tanık olduğumuz ailenin evine uğramış, içine sızmış. Aile bireyleri birbirlerine pençelerini geçiriyorlar. Bu ailenin mutlu bir yaşam sürmesi, ‘savaş bitti, barışa kavuştuk” söylemine karşı artık olası değil. Savaşta olmaz denilen o kadar çok şey yapılmış, o kadar facia yaşanmış ki, intikam duygusu doğal olarak yolun başını tutmuş bir kere.

The war has crept into the lives of the family members we get to know through out the play. They claw each other. It’s impossible for his family to happily live ever after the war is finished. So mush hatred has been accumulated to fuel the feeling of revenge in the peace time.

Erdoğan Mitrani – Şalom

Savaş sonrası harabeye dönmüş bir ülkede masumiyetlerini çoktan yitirmiş aile üyeleri arasında geçen öykü, savaşın, ailelerin, savaşmış ya da savaşmamış olanların ve özellikle masumların yaşamını nasıl altüst ettiğine, insanların hayatta kalabilmek, en basitinden açlıktan ölmemek için namus, inanç, dürüstlük gibi onları insan yapan tüm kavramları yitirmesine odaklanıyor.

A bombed out house sets the scene for the family members who have long lost their innocence. Survival compromises all the ethics and moral codes previously upheld.

Nermin Sayın – Dünya

İsveçli yazar Lars Noren’in kaleme aldığı metin, Serdar Biliş’in etkileyici rejisi ve kadrosunun sınırları zorlayan oyunculuklarıyla gündelik yaşamımıza bir tokat gibi çarptığında, “evet” demekten başka şansınız kalmayacak çünkü. Bosna trajedisinden hemen sonra yazılan oyun, savaşın yarattığı yıkımı bir aile üzerinden o kadar canlı yaşatıyor ki bu çağda hâlâ bu kadar insafsız olan insanlığın bir parçası olmaktan âdeta utanıyorsunuz.

Swedish Playwright Lars Noren’s play comes as a slap in Serdar Bilis’ impressive direction and the refined acting quality of his company. One feels ashamed of being part of this world after having the seen the full account of a tragedy so effectively told.

İlker Gezici – Sabah

Bosna'da yaşanan trajediyi bir kez daha hatırlayıp insanlığınızdan utanıyorsunuz. Savaşın sıradan bireyleri nasıl biçtiğine, insanın en acımasız koşullarda ne tür bedeller ödediğine dair söylemleri olan oyunun en dikkat çekici cümlesi ise şu: "Yapamam' dediğimiz öyle şeyler yaptık ki... Bunların hepsi savaş yüzünden..."

One feels ashamed of ones humanity after seeing the destruction of Bosnian war, its effects on a family’s everyday life...

Nazım Alpman – Gazetesiz

Oyun o kadar sahici ki, çıktığınızda silkinip “bu bir oyun” demek istiyorsunuz ama öyle olmuyor. Sizi alıyor oradan getirip bir bataklığın ortasına bırakıyor. Herkes aynı derecede kirli!.. Savaş’a karşı çıkmanın onuru ile bunu başaramamamın ezikliği arasında sıkışıp kalıyorsunuz. Bütün kiri, pası, rezilliğiyle Savaş’ın bir parçası haline geliveriyorsunuz. Eve döndüğünüzde yıkanmak istiyorsunuz.

You want to come out and say ̈This is only a play ̈ but the reality is depicted so deep that this is not possible. It takes you all the way to the middle of a bog. Everyone is equally tainted. One gets squashed in between the honourable feeling of having stood up to war and the fact that this was but a failed attempt. You become part of the dirt and grim that surrounds the war. All you want to do is to run home and wash.

Rengin Uz – Dirensanat

Sezonun en çarpıcı oyunlarından biri yeni kurulan Pürtelaş’tan geldi. Savaşın yarattığı yıkımın etkilerini bir aile üzerinden gösteren oyun, seyircinin yüzüne tokat gibi iniyor. Mutlaka görülmeli, oyunun bütün sanatçıları yürekten alkışlanmalı ve her türlü savaşa lanet edilmeli.

One of the most remarkable projects of this season comes from Purtelas. The play comes as a slap showing the consequences of war through the life of a family. A must-see! All the artists involved deserve to be applauded from the heart.

Avaşin Yorulmaz – Yeni Tiyatro Dergisi

Oyun salonuna girer girmez sahnedeki atmosfer içinize sirayet ediyor. Sürekli kışı gösteren karlı zemin, dışarısı mı içerisi mi olduğu belli olmayan mekan, zamanın belirsizliği ve korunmaktan yoksunluk ancak bu kadar iyi verilebilirdi. Mekan bir sokak, bir ev, bir okul veya herhangi bir yer olabilir. Bir sahne tasarımı oyunun metnini ancak bu kadar iyi yansıtabilir.

The atmosphere creeps right into you from the moment you walk into the space. The snowy ground, the ambiguity between interior and external spaces conveys the idea of vulnerability to attacks so well. A fantastic example of a set design so brilliantly integrated with the world of the play.

Emel Çölgeçen – Viraledito

Pürtelaş Tiyatronun “Savaş” isimli oyunundan çıktığımda bir süre uyku tutmamasının sebebi bu olsa gerek. Oyun İsveçli yazarı Lars Nolen Bosna Savaşının karanlık yüzünü, yaptığı yıkımı bir aile üzerinden anlatıyor bizlere, “Savaş gerçekten biter mi?” diye soruyor. Ya hayatta kalanların savaşı? I suffered insomnia after seeing this play.

Lars Noren’s play about Bosnian war shows all the dark faces of war through a destruction of a family. Does a war ever finish? What about the fight of the survivors? It asks all these questions.

Ender İmrek – Evrensel

Sahneye ayak basar basmaz kendinizi savaş ortamında buluyorsunuz. İnsanların hem iç dünyası hem de dış dünyası bombardıman altındadır. Savaşın etkilemediği tek bir şey kalmamıştır. İnsanı insanlıktan çıkaran savaşta, ne anne anne, ne çocuklar çocuk, ne amca amca olarak kalabilmiştir.

The moment you walk on the set (which you do) you find yourself in the middle of a war torn zone. People’s actual lives as well as their inner lives are under bombardment. There is nothing the war hasn’t touched. No one is who they were before the war. Neither the mum, nor the kids...